koyduğum birinci postada akrabalara şöyle yüzeysel bir kaç kelam etmiştim ama bu beni kesmedi. direkt olarak küfürlere mi geçsem yoksa biraz olsun sanatsal kaygıyla mı okkalı laflar hazırlayıp uzaya mı bıraksam bilemedim.
akraba denilen şeyin akbabayla benzer yanlarını bir çok insan benden önce fark etmiş olup internette bir yerlere not düşmüştür. ben de bu cümleyi kurarak bir nevi not düşmüş oldum. neyse, akrabaların birlikte hareket etme, roma zamanı bir savaşta birbirinin arkasını kollama, eski yunan filozoflarının karşılıklı konuşmalarında mantığa değer verme, yer yer eski yeşilçam filmlerini izlerken grup şeklinde göz yaşı dökme, birbirine “al canım mendil, sil burnunu, gözünün yaşını, kıyamam” cümlesini kurarak duygusal bağlamda da destek olma gibi görevleri yaratılış süreçlerinde dna'’larına serpiştirilmiş gibi düşünülür ancak akraba bildiğin, domuzların kendi yuvalarına sıçmaları sonra o sıçmaları eylemi sonucunda ortaya çıkan bok diye tanımlanan kokan, genellikle kahverengi-nde olan maddesel yapıyı yemeleridir. akraba içinde sıç ama dışarıya sıçratma, ancak akraba içinde sıçıldığı için zaten herkes birbirinin ağzına sıçmakta ancak dış kapının mandalları bu sıçma eyleminden etkilenmemelidir amacı güdülerek aslında akrabaların birbirine ne kadar değer verdikleri belli olmaktadır. tespit insanı olmaktan tiksindiğim bir şey varsa o da tespit insanı olmadığımı dillendirmemdir. neyse, akraba amdır, göttür, siktir. bunu okuyan akrabalarım var ise üzülmesinler nasıl olsa bayramlar seyranlar barışmak içindir, o gün cennetin kapıları tamamen açıktır, hazır açıkken bir kaçınız ölünde direkt cennete ohh mis.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder