Yaklaşık 2 aydan beri posta koymamam çok dikkatimi çekti. Bunun üzerine hazır koymamışım toptan bi posta koyarım diye düşünmekteyim. Aslında haftada bir posta koyacak kıvamda bir ürün yaşam eğrim var ancak gel gör ki insan bazen o kadar boş oluyor ki hangi birini yetiştireceğini şaşırıyor. Evet ironi yaptım, ara sıra paradoksal açıklamalarım da oluyor. Ki oluyor dediysem gidip şu ana kadar koyduğum tüm postaları inceleyip “hayır hiç de bileee” dersen kafanı kırarım sayın okuyucu. Şiddete meyilli bir yapım var, bazen duygusal, yer yer enteresanım, en kötü huyum iyi ve dürüst oluşum. Bi siktir git lan derler adama. En kötü huyumu ayak üstü sikmek istiyorum şu an. Siktim. Fark ettim ki kendimde bir performans düşüklüğü var, çok sinirlenecek durumların içerisinde mi bulunmuyorum acaba. Bunun bilincinde olsam zaten neden soru sorayım lan. İnsan bi karşılık bekliyor neymiş efendim sıfırlar ve birlerden oluşan bu sonsuz evrende insan gökyüzünde yalnız gezen yıldız kadar yalnızmış. Gökyüzünde yalnız gezen yıldızı sikiyim. Ulan bi kere yıldız hangi ara geziyor, amacı ne, turistik faaliyetlerde bulunan bir yıldızı neden içselleştiriyorum. Ve neden içselleştirme gibi 3 adet psikoloji kitabı okumuş ergen sızması bir zeytinyağı gibi üste çıkıp bu tarz kelimeleri kurduğum cümlelerin içerisine katık yapıyorum. Cümlemi sikiyim. Sıcakları sikiyim bu arada. Arada kaynamasın. Güneş patladı suratımıza ulan. Bi düzene girmedi şu memleket. İçimde biriken bi şeyler olması ve benim bunlara posta koymam gerekiyordu ancak o kadar naif bir hayatım var ki, o kadar olur ablası. Ulan evde oturursan, insanların arasına kaynak olmazsan ne yapsın seni mastır of papıts. Kaderin bir oyunu bence bu. Benim dünyadaki başlıca görevim, oturmak. Oturan boğa olarak gelmiş olmalıyım önceki hayatımda. Sonraki hayatımda da bi tabure olabilirim herhangi bir Teoman şarkısında. Üstüme oturanı sikerim yalnız acımam. Dikkat edin ben varken oturmayın tarzı başlangıç seviyesi esprileri yapabilirim, ki yapabilirim derken bile alttan alta yaptım aslında. Kurnazlığımı sikiyim. Haftaya başıma boktan şeyler gelirde posta koymaya devam ederim, yoksa böyle olmuyor. Nasıl olacağını göreceğiz. He bu arada unutmadan, günümüz dünyasını ve satır aralarını sikiyim. Afiyet olsun.
17 Haziran 2010 Perşembe
20 Nisan 2010 Salı
koyulanposta#8
Posta koyma sırasında uzunca bir kuyruk oldu ve bu kuyruk bir fare kuyruğu kadar iğrenç, bir at kuyruğu kadar kıllı, bir insan kuyruk sokumu kadar bazen seksi, bazen de öykk kaka. Efenim insanların zaman zaman birbirlerini ziyaret etme, dedikodu yapma, zaman geçirme, akşam yemeğini beleşe getirme, borç alma vb. nedenlerden ötürü karşılıklı bazen de tek taraflı mekan değişimine misafirlik denir. Her türlü fikirsel ve maddesel alışverişin, “aa görüşmeyeli ne kadar oldu özlettiniz kendinizi” usulünde cümleler kurmaca, yapmacık “bizim oğlanda napsın işte uğraşıyor, sizin çocuklar nasıllar” cümlesi vb. cümleler eşliğinde karşılıklı kıvırma hareketlerinin revaçta olduğu yegane eğlence kaynağıdır. Aslında değildir, şimdi diyeceksiniz ki demek ki sen misafirliği böyle görüyorsun ki bu şekilde düşünüyorsun. Ulan ben zaten düşünüyorsam varım bu bir, ikincisi senin fikrini yazmam için zihin değişimi çalışmalarının yapılabilmesi gerekir, bir üçüncüsü empati dersen hiç sempatik olmazsın, çünkü empati artık açtığın ve karşısında saatler geçirdiğin televizyondaki yer yer bıyıklı, yer yer de gözlük üstü bakarak elinde kalem çevirmece insanlarının ağzına pelesenk olmuş bir kelime. Örneğin; ajitasyon, demagoji, küresel, Amerika, İsrail, terörist vb. kelimeler gibi. Empatiyi de böylece saf dışı bıraktıktan sonra asıl postayı koymak için bir yemek kaşığı yumurta akıyla terbiye etmeye, yavaştan kısık ateşte pişirmeye başladığım postada. Efenim şimdi evlere misafir geliyor ya, kapıları açıyoruz “aaa hoş geldiniz!!” yayvanlığıyla kurduğumuz cümlelerin dışında, iç dünyamızda “.mına koyduğumun salağı ne bok yemeye geldin lan ziktiğim” dürüstlük cümleleri parende atıyor ya işte benimde postayı koymak istediğim nokta tam olarak bu. Siz akşam için plan yapmışsınızdır ki bu “hey hadi bugün cumartesi akşam dışarı çıkmalıyım, çünkü ben Amerikan dizilerinin uzun süre etkisinde kaldım” değildir her zaman. Mesela oturur, uzanır, tv karşısına geçer, mastubatif hareketler için ortamı hazırlar, çiftler için bunun yerini karşılıklı sıvı alışverişi alabilir, burun karıştırmak istersiniz, sessizlik istersiniz falan. Ama gel gör ki aşk beni neyledi durumu değildir söz konusu olan, ziliniz çalar, kapınız çalar ve “kim o?” dersiniz. Karşı taraf “ben” der, siz o anda sesten kişilik analizi yapmaya başlar, beyninizin anılardan sorumlu olan kısmı o kişiyle olan anılarınızı birleştirerek 1-2 saniye süreli bir kısa filmi gözlerinizin önünde sahneler. Ve bu anılar hep olumsuz olur. Ancak sevdiğiniz bir insan, yine fark etmez, çünkü olumlu her şey bir gün olumsuz olur. Sıkılırsınız gitse de peçetemi çöpe atsam, gitse de maçı izlesem, gitse de kafamı dinlesem dersiniz ancak gitmez, çünkü o/onlar gelirken sizi aramamış, müsait olup olmadığınızı sorma nezaketinde bulunmamıştır. Bunun da nedeni “ulan burası Amerika mı, bir arkadaşımızın, akrabamızın yanına gidemeyecek miyiz, böyle daha samimi her şey” durumudur. Halbuki öyle değildir, çünkü siz o insana çat kapı gittiğinizde o gülen, sempatik ses tonunun altında nice ve çetrefilli küfür grupları yatmaktadır. O yüzden misafirliğe giderken arayın ulan, ya da gitmeyin oturun odalar arası misafirlik yapın. Habersiz gelen ve “tanrı misafiri” yaftası arkasına sığınan tüm insanlığı sikim. Alınanlar, alınan dosyalarımdan geri dönüşüm kutusuna bile uğramadan geri dönüştürülmemek üzere doğrudan şift dilayt yapılarak tüm uzaydan silinir. Misafirliğin kısası değil, mümkünse olmayanı makbuldür. Özellikle bu lafım siz akrabalara, alının .mına koyim.
11 Şubat 2010 Perşembe
koyulanposta#7
bu koyulanpostayı bana kalbi gibi temiz, beyaz bir sayfa açan kendime koyuyorum. ilkokul(artık ilköğretim diyorlar hiç çekici değil.) 1.sınıftan itibaren yer yer lise sona kadar yazılan hatıra defterlerinde sıkça kullanılan bu cümle, hayatın ne kadar da salak, mal, gerizekalı orospu olduğunu taa o zamanlar bilmemiz gerektiğini bizlere mors alfabesine benzer bir yolla uyarmış, şimdi şimdi anlıyorum. ben de yazmıştım, yer yer lise sonda dememin nedeni benim de bu olayı eyleme dökmemin lise sona denk gelmesi zamanlama hatası.çok da sikimde olmayan bir itirafta bulunmuş oldum. hoşlandığım bir kızın ki hoşlanmadığım kızlar da mevcut, hatta tiksindiğim neyse bu başka bir konu, hey sen anı defterime bir şeyler yazmak ister misin? demesi ve benim o kızdan hoşlanmam, evet ilgi görünce direkt hoşlandım, ne malım lan? millet ilkokulda silgisini isteyen kızdan hoşlanır, ben o evreyi lise sonda hatıra defteri imgesiyle yaşadım. her şeyi ters yaşamışım lan. geriye doğru evriliyorum galiba. hatırlıyorum, spor salonunda o kalbi kadar beyaz sayfayı siyah bir kalemle karartmıştım ehhe. şiir yazmıştım bir de mail adresimi yazmıştım, bana ulaşsın diye. filmin sonunda 1 günlük bir ilişkimiz oldu, gecelik de değildi. taksime gittik, çay bahçesinde liseden kimlerle görüşüyorsun muhabbeti yaptık, cüzdanımı düşürdüm, kola bardağını düşürdüm, paramı cüzdanımdan ayrı düşürdüm, aklımı düşürdüm lan, ee tabi kız da sen daha iyilerine layıksın dedi. ben de safça inandım layığım tabi lan dedim. ben iyiyim bembeyaz bir kalbim var dedim. işte o bembeyaz bir sayfa gibi olan mal kalbimi, yere düşen aklıma koyayım. küçükken (lise son koca adam lan ne küçüğü) hepimiz maldık, malken de hepimiz küçüktük. şimdi de malız o zaman hepimiz aslında çocuğuz diye cümle kuran aklımı fikrimi sikim. okuyorsan beni ara liselim.
koyulanposta#6
bilinçaltımın .mına koyayım. direkt bir giriş yaptım farkındayım. ister istemez böyle oldu ki istemeseydim yapmazdım bunun da farkındayım. ne çok şeyin farkındayım. bir farkındalık modasıdır gidiyor. neyse, bilinçaltıma sık sık posta koyacağım kesin olarak belli oldu bu. kevgire dönecek kendisi. rüyanın ne olduğuna dair bilimsel açıklamalar yapacak kadar bilimsel değilim. biyolojik bir varlığım, kabul, benim de iskelet sistemim, ne bilim beynim falan var. harbi var mı bunlar? bi ara açıp bakmalıyım. neyse, daldan dala atlayan lavuk bir kuş kafasına girdim. uykuluyum, çünkü tahmin edilebileceği gibi bilinçaltı osbiri olan kabus görerek kalktım. sen bazı şeyleri unutmaya çalışırsın ama beyninin herhangi bir lobu, götünün herhangi bir lobundan farksız davranmayarak götlük yapıp, unutman gerekenleri unutmaman için elinden geleni ardına koymaz durumudur kabus. sadece adam kesip, intihar etmek değildir, görmek istemekten korktuğun şeyleri görmendir. yani siktiğimin aklı, beyni artık hangi organımız bu sürecin gerçekleşmesinde etkili oluyorsa o organ, ruh hali falan hangi akla hizmet böyle bir sürece sokar ki kendisini? sonuçta aklın akıllı bir düzen olması gerekmez mi lan sayın yetkili? uyku reset değil miydi lan? ben format istiyorum hem de sadece c: partisyonuna değil, diğer tüm partisyonlara da. ohh miss gibi temiz kurulum olsun şöyle. gözümü bi açayım, çayırda, çimende kafamda papatya, yüreğimde masumiyet şarkıları(o kadar da değil, sikimde değil masumiyet şarkıları falan, sikmişim masumiyeti), ustam ölünce bundan faydalanıp bal sattığımı anlatan. şöyle pozitif kalkıp, kollarımı yukarı kaldırıp “..” desem. boşlukları istediğim gibi doldururum orası da bana kalmış, herkesin bilmesine gerek yok. ama şimdilik bilinçaltımı 32 zenci siksin diyorum. zenci diyorum, 32 diyorum, kolay değil o kadar posta koyarım koydum mu? koydum. afiyet olsun. eline sağlık. allah hacı sofrası yapsın.amin.
27 Ocak 2010 Çarşamba
koyulanposta#5
kendi adıyla albüm çıkaran grup, müzisyen, oluşum, güruh vb. komünlere birkaç lafım olacak. tamam haklısınız internet üzerinden indiriyorum albümlerinizi, hatta o kadar emek harcıyorsunuz falan üzerinde ancak bu beni ilgilendirmiyor, artık o kadar alıştım ki müzik market görünce garipsemeye başlar oldum. neyse sorun korsan veya paylaşım olayı değil ve bu konu hakkında fikrimi kendime saklıyorum gerek yok açıklamaya yapmaya. olay şu ki; kendi adın “kasa no hone” ise gidip albümünün ismini de “kasa no hone” koyman, hadi bu bir nebze cümle diyelim ya da şu örnek oluşumun adı “i will never love again” sen gidip albümün adını da “i will never love again” koyarsan bi yere kadar sana posta koyabilirim ama grubunun adı “kwk” ise sen gider de albümünün adını “kwk” koyarsan işte orada sana ben postayı koyarım. nedeni sadece mp3 leri düzenlerken grubun klasörünün içine albümün klasörünü attığımda aynı isimle gözükmesi pek göz zevkime hitap etmemesi. evet, tam olarak kıytırık sebebim bu. her boka da sanatsal, toplumsal, xsal ysal bakamam değil mi ama. isim bulamadıysanız gidin takvimlerin arkasında hala günün kız ve erkek çocuğu ismi yazıyor, gidin oradan makbule ve süleyman gibi bir şeyler bulun ve bunu albümünüzün ismi yapın. hem anlamlı da olur. röportajlarınızda bunun da böyle bir hikayesi var diye anlatır hikayenizin olmama dezavantajından da kurtulmuş olursunuz. küfür etmicem yok.
25 Ocak 2010 Pazartesi
koyulanposta#4
bir önceki postadan özet geçerek devam edersem, diziden uzun süren özet kafasına giricem, ki pek çok kere bu dizilere küfür edilip uzaya bırakılmıştır. ben etmişim ya da etmemişim bi şey fark etmez, ha bi fazla ha bi eksik. neyse, rüyalarla alıp veremediğim olduğunu bir önceki postada belirtmiş, hatta bilincimin altına üstüne sokim demiştim. ama gel gör ki bilinç altım bırak bu postadan etkilenmeyi, daha da katmerlenerek, beni daha da dönülmez akşamın ufkundayım moduna sokarak elinden geleni ardına koymadı ama ben ona bir koyucam tam koyucam. bir amacının olduğunu düşünmek istiyorum, bu bir işaret mi? birileri yukarıdan göz mü kırpıyor, kırpık mı lan, sen misin kırpık. sikicem ama haa. şeytanla anlaşma yapıp bir daha rüya görmeme konusunda ruhumu satabilirim. sikmişim ruhumu.
24 Ocak 2010 Pazar
koyulanposta#3
rüyalardan bahsedicem biraz, içeriklerinden değil genel olarak beni çıldırtma potansiyeline ulaşmış sikindirik rüyalar, görmesem daha iyi olurdu, niye durduk yere bilincimin altına süpürdüğüm, unutmaya çalıştığım önceden çok değerli olabilme ihtimali olan ancak şimdilerde bok püsür olarak taglenen imgeleri, simgeleri, ikonları, masaüstü arkaplanlarını, windows seslerini, birbirinden harika 100 adet jenifır lopez kıçının ön planda olduğu volpeypırlar olan bu görsel ve işitsel öğeler süpürüldükleri yerde durmaz da her şeyi mahveder dediğim. oldukları yerde ikamet etmeye devam etseler, karşılıklı birbirimizi kırmasak, ana bacı dümdüz gitmesem sabahları, her uyku sonrası, ne güzel olurdu değil mi her şey? ama gel gör ki bilinç altı denilen zat-ı muhterem illa ki bi ibnelik yapacak ve bilinçaltı olmasına rağmen altta kalmayacak. tez zamanda bilinçaltını aldırmak lazım. beynimizi bir bilgisayar gibi düşünmemizi söyleyen bilim adamı olmuşsun ama adam olamamışsın insanları acaba bilgisayarın icat edilmesinden önce insan beynini neye benzetiyorlardı hesap makinesine mi? hesap makinesi de bir bilgisayar değil midir dediğinizi duyar gibiyim. bunun konuyla alakası yok, çok alakasızım. neyse, bilinçaltının değeri bu günlerde çok arttı altına yatırım yapmak lazım. he bu arada unutmadan bilinç altıma sokim.
23 Ocak 2010 Cumartesi
koyulanposta#2
koyduğum birinci postada akrabalara şöyle yüzeysel bir kaç kelam etmiştim ama bu beni kesmedi. direkt olarak küfürlere mi geçsem yoksa biraz olsun sanatsal kaygıyla mı okkalı laflar hazırlayıp uzaya mı bıraksam bilemedim.
akraba denilen şeyin akbabayla benzer yanlarını bir çok insan benden önce fark etmiş olup internette bir yerlere not düşmüştür. ben de bu cümleyi kurarak bir nevi not düşmüş oldum. neyse, akrabaların birlikte hareket etme, roma zamanı bir savaşta birbirinin arkasını kollama, eski yunan filozoflarının karşılıklı konuşmalarında mantığa değer verme, yer yer eski yeşilçam filmlerini izlerken grup şeklinde göz yaşı dökme, birbirine “al canım mendil, sil burnunu, gözünün yaşını, kıyamam” cümlesini kurarak duygusal bağlamda da destek olma gibi görevleri yaratılış süreçlerinde dna'’larına serpiştirilmiş gibi düşünülür ancak akraba bildiğin, domuzların kendi yuvalarına sıçmaları sonra o sıçmaları eylemi sonucunda ortaya çıkan bok diye tanımlanan kokan, genellikle kahverengi-nde olan maddesel yapıyı yemeleridir. akraba içinde sıç ama dışarıya sıçratma, ancak akraba içinde sıçıldığı için zaten herkes birbirinin ağzına sıçmakta ancak dış kapının mandalları bu sıçma eyleminden etkilenmemelidir amacı güdülerek aslında akrabaların birbirine ne kadar değer verdikleri belli olmaktadır. tespit insanı olmaktan tiksindiğim bir şey varsa o da tespit insanı olmadığımı dillendirmemdir. neyse, akraba amdır, göttür, siktir. bunu okuyan akrabalarım var ise üzülmesinler nasıl olsa bayramlar seyranlar barışmak içindir, o gün cennetin kapıları tamamen açıktır, hazır açıkken bir kaçınız ölünde direkt cennete ohh mis.
akraba denilen şeyin akbabayla benzer yanlarını bir çok insan benden önce fark etmiş olup internette bir yerlere not düşmüştür. ben de bu cümleyi kurarak bir nevi not düşmüş oldum. neyse, akrabaların birlikte hareket etme, roma zamanı bir savaşta birbirinin arkasını kollama, eski yunan filozoflarının karşılıklı konuşmalarında mantığa değer verme, yer yer eski yeşilçam filmlerini izlerken grup şeklinde göz yaşı dökme, birbirine “al canım mendil, sil burnunu, gözünün yaşını, kıyamam” cümlesini kurarak duygusal bağlamda da destek olma gibi görevleri yaratılış süreçlerinde dna'’larına serpiştirilmiş gibi düşünülür ancak akraba bildiğin, domuzların kendi yuvalarına sıçmaları sonra o sıçmaları eylemi sonucunda ortaya çıkan bok diye tanımlanan kokan, genellikle kahverengi-nde olan maddesel yapıyı yemeleridir. akraba içinde sıç ama dışarıya sıçratma, ancak akraba içinde sıçıldığı için zaten herkes birbirinin ağzına sıçmakta ancak dış kapının mandalları bu sıçma eyleminden etkilenmemelidir amacı güdülerek aslında akrabaların birbirine ne kadar değer verdikleri belli olmaktadır. tespit insanı olmaktan tiksindiğim bir şey varsa o da tespit insanı olmadığımı dillendirmemdir. neyse, akraba amdır, göttür, siktir. bunu okuyan akrabalarım var ise üzülmesinler nasıl olsa bayramlar seyranlar barışmak içindir, o gün cennetin kapıları tamamen açıktır, hazır açıkken bir kaçınız ölünde direkt cennete ohh mis.
koyulanposta#1
akrabalık denilen kan bağı, sik bağı, bok bağına insanların topluluk halinde yaşamasından beri birçok içinde isyan, küfür, tiksinme barındıran süper insanlar tarafından defalarca küfür edilmiş olup bunlara bir yenisi neden eklenmesin benim onlardan ne farkım var kıskançlığı ben de çomak sokayım, ben de sikeyim akraba kurumunu, değerlerini demek benim de hakkım o zaman bu hakkı kullanmalıyım diye düşünüyorum, hala düşünüyorum bunu bir iki saniyelik bir düşünce değil bu daha çok bir hayat süreci içerisinde akrabalardan bi sik olmaz tecrübeleriyle doldur boşalt tekniğiyle artık burama kadar geldi lan it isyanının dışavurumu. birisine vurucam ama kime bilmiyorum şimdilik. klasik başımdan bu şu o geçti aslında ben çok iyi bir insanım ama akrabalar sik gibi demek değil bu. ki bunu diyerek söylenebilecek lafların gelebileceği bazı yolları tıkamış oldum farkındayım ama kusura bakmayın bu hiç sikimde değil. akraba: başka akrabalarla birlikteyken diğer akrabalarını çekiştiren küçük insan toplulukları. ben de birilerinin akrabasıyım, birileri de benim akrabam, böyle akraba akraba yaşıyoruz. şu an yaptığım dolaylı da olsa onlara da laf sokmak. nasıl olsa bayramlar da barışılıyor, sonra yine birbirine giriliyor, şimdi ben onlara giriyorum, akraba müessesesinin ta mına koyim, değerlerinin de. nasıl olsa bayramda barışacağız ne söylesem kardır. kar da çok güzel yağıyor. oh mis.
her şeyin başlangıcı olan posta#0
merhaba! ünlemli bir giriş oldu ama yapabileceğim başka bir şey yok, bununla idare edeceksiniz. kime mi sesleniyorum benim de bir sesim olmalı kaygısıyla küfürlerimi, kıçımı yırtmamı, tiksinmemi, nefretimi, her mına koduklarım sevgi kelime grubuyla biten cümlelerimi uzay boşluğuna bırakmak amacım. ihtiyacı olan insanlar da bunları üstlerine alarak bir kışı daha giyinme sorunu olmadan geçirebilecekler. ben posta koyan postacıyım nefret ve tiksinme eşliğinde ağzımdan çıkan küfürleri uzaya bırakıyorum. uzaylıların mına koyim, gelemediler bi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)