20 Nisan 2010 Salı

koyulanposta#8

Posta koyma sırasında uzunca bir kuyruk oldu ve bu kuyruk bir fare kuyruğu kadar iğrenç, bir at kuyruğu kadar kıllı, bir insan kuyruk sokumu kadar bazen seksi, bazen de öykk kaka. Efenim insanların zaman zaman birbirlerini ziyaret etme, dedikodu yapma, zaman geçirme, akşam yemeğini beleşe getirme, borç alma vb. nedenlerden ötürü karşılıklı bazen de tek taraflı mekan değişimine misafirlik denir. Her türlü fikirsel ve maddesel alışverişin, “aa görüşmeyeli ne kadar oldu özlettiniz kendinizi” usulünde cümleler kurmaca, yapmacık “bizim oğlanda napsın işte uğraşıyor, sizin çocuklar nasıllar” cümlesi vb. cümleler eşliğinde karşılıklı kıvırma hareketlerinin revaçta olduğu yegane eğlence kaynağıdır. Aslında değildir, şimdi diyeceksiniz ki demek ki sen misafirliği böyle görüyorsun ki bu şekilde düşünüyorsun. Ulan ben zaten düşünüyorsam varım bu bir, ikincisi senin fikrini yazmam için zihin değişimi çalışmalarının yapılabilmesi gerekir, bir üçüncüsü empati dersen hiç sempatik olmazsın, çünkü empati artık açtığın ve karşısında saatler geçirdiğin televizyondaki yer yer bıyıklı, yer yer de gözlük üstü bakarak elinde kalem çevirmece insanlarının ağzına pelesenk olmuş bir kelime. Örneğin; ajitasyon, demagoji, küresel, Amerika, İsrail, terörist vb. kelimeler gibi. Empatiyi de böylece saf dışı bıraktıktan sonra asıl postayı koymak için bir yemek kaşığı yumurta akıyla terbiye etmeye, yavaştan kısık ateşte pişirmeye başladığım postada. Efenim şimdi evlere misafir geliyor ya, kapıları açıyoruz “aaa hoş geldiniz!!” yayvanlığıyla kurduğumuz cümlelerin dışında, iç dünyamızda “.mına koyduğumun salağı ne bok yemeye geldin lan ziktiğim” dürüstlük cümleleri parende atıyor ya işte benimde postayı koymak istediğim nokta tam olarak bu. Siz akşam için plan yapmışsınızdır ki bu “hey hadi bugün cumartesi akşam dışarı çıkmalıyım, çünkü ben Amerikan dizilerinin uzun süre etkisinde kaldım” değildir her zaman. Mesela oturur, uzanır, tv karşısına geçer, mastubatif hareketler için ortamı hazırlar, çiftler için bunun yerini karşılıklı sıvı alışverişi alabilir, burun karıştırmak istersiniz, sessizlik istersiniz falan. Ama gel gör ki aşk beni neyledi durumu değildir söz konusu olan, ziliniz çalar, kapınız çalar ve “kim o?” dersiniz. Karşı taraf “ben” der, siz o anda sesten kişilik analizi yapmaya başlar, beyninizin anılardan sorumlu olan kısmı o kişiyle olan anılarınızı birleştirerek 1-2 saniye süreli bir kısa filmi gözlerinizin önünde sahneler. Ve bu anılar hep olumsuz olur. Ancak sevdiğiniz bir insan, yine fark etmez, çünkü olumlu her şey bir gün olumsuz olur. Sıkılırsınız gitse de peçetemi çöpe atsam, gitse de maçı izlesem, gitse de kafamı dinlesem dersiniz ancak gitmez, çünkü o/onlar gelirken sizi aramamış, müsait olup olmadığınızı sorma nezaketinde bulunmamıştır. Bunun da nedeni “ulan burası Amerika mı, bir arkadaşımızın, akrabamızın yanına gidemeyecek miyiz, böyle daha samimi her şey” durumudur. Halbuki öyle değildir, çünkü siz o insana çat kapı gittiğinizde o gülen, sempatik ses tonunun altında nice ve çetrefilli küfür grupları yatmaktadır. O yüzden misafirliğe giderken arayın ulan, ya da gitmeyin oturun odalar arası misafirlik yapın. Habersiz gelen ve “tanrı misafiri” yaftası arkasına sığınan tüm insanlığı sikim. Alınanlar, alınan dosyalarımdan geri dönüşüm kutusuna bile uğramadan geri dönüştürülmemek üzere doğrudan şift dilayt yapılarak tüm uzaydan silinir. Misafirliğin kısası değil, mümkünse olmayanı makbuldür. Özellikle bu lafım siz akrabalara, alının .mına koyim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder